SON DAKİKA

Haber Rizem

Alzheimer beyne 25 yıl öncesinde yerleşiyor

Alzheimer beyne 25 yıl öncesinde yerleşiyor
Bu haber 26 Aralık 2018 - 13:21 'de eklendi ve 1.227 views kez görüntülendi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini bildiren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden işlem, ayrıca hasta keza de çevresindeki bireyler için aşındırıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin doğrusu kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini ifade eden Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sıhhat Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğretim Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.
 

 “Alzheimer beyne 25 yıl öncesinde başlıyor”

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Gerçekten Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaşça oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür şansın dönmesi yaratmaya fakat başlamıştır. Yani o dakikadan sonradan sahiden yapacak çok pozitif bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem gerçekten 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği süre bellek yitimi başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı azıcık rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok eksik da olsa yavaşlatabilmek.”

“Emeklilik beyni negatif etkiliyor”

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni negatif etkilediğini anlatmak lazım. Mesela, Japon kültüründe emeklilik yoktur. Bir iş biter, diğer bir meslek başlar. Bu uğraşı de Uzak Doğu’nun işine düşkün kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin fazla dinç bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Hem yüksek entelektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, fazla ivedi emin olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bundan başka üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını yaratıcı beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane gözden düşmüş protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemencecik unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha keyifli, beynine kesintisiz yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine tarafından daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

“Olumsuz halk müziği beynin düşmanı”

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise hayat süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine belirlenmiş bir inşa olduğunu gösteren Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime fakir. Konuşmak, açıklamak, paylaşmak, kulak vermek gibi ırk bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler. Tüm bunlar beynin gelişimi ve faal kalmasını sağlayan özellikler. Hoş dostlukların beyne kimsesiz kitap okumaktan bile çok daha pozitif katkı maddesi sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok etkin tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı ışık halkası getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok kayda değer şeyler. Gamlı ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların fazla olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu gözden düşmüş sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler” dedi.

“Bitter çikolata tüketin”

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna uyarı çeken Özmen, “Rahatsızlık başladıktan daha sonra elimizde bir tedavi yöntemi olmadığından Alzheimer’a yakalanmamak için aşina tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada asgari bir defa omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir kadeh ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao taşıyan yiyeceklerden bahsediyoruz. Bundan Böyle bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne dek yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” diyerek cümlelerini sonlandırdı.

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER